..

..
..

14 Kasım 2016 Pazartesi

RADYASYON GÜVENLİĞİ YÜKSEK BİR NÜKLEER SANTRAL KURULABİLMESİ İÇİN PROJE VE YAPIM DÖNEMLERİNDE NELER YAPILMALI?

Bir nükleer güç santralı (NGS), ‚normal çalışma‘ süresince elektrik üretirken, olabileceği varsayılan, en büyük bir kaza‘ durumunda, santralın halka radyasyon etkisinin en az düzeyde kalması  göz önünde bulundurularak santralın projesi ve yapımı gerçekleştirilmek zorundadır ki bu „Radyasyon Güvenliği’ koşulunun yerine getirilmesidir. Radyasyon güvenliğinin esas alındığı projelendirme ve yapım koşulları, ülkemizde yapılacak  Akkuyu ve Sinop NGS‘ları için de öngörülüyor. Bu yazının amacı bugüne kadar elde edilen deneyimlerin ışığında, radyasyon güvenliği yüksek bir NGS kurabilmekle ilgili proje ve yapım süresinde nelerin yapılmasının gerektiğinin kısaca açıklanmasıdır. Bu konunun ayrıntıları Fizik Müh. Odası web sayfasında yayımlanan ‘Teknik Raporumuzda’ bulunuyor/1/.
Çevredeki radyaoaktivite ve halkın bundan etkilenebileceği radyasyon dozu, kaza durumlarında; kazanın cinsine, büyüklüğüne ve kazanın güvenlik sistemlerine etkisine göre büyük değişimler gösterebiliyor. Radyasyon güvenliğini artırmak amacıyl, bir NGS henüz proje ve yapım dönemlerindeyken, santralın güvenlik sistemleriyle reaktor kabı (kazanı), pompa, vana gibi ilgili parçaları (components), geliştirilmiş en yeni donanımda olmalıdır. Bunlar, hem üretimleri sırasında hem de santrala yerleştirildikten sonra deneyimli bilirkişilerce (TÜV uzmanları gibi), ilgili uluslararası standartlara göre kalite kontrolları yapılarak onaylandıktan sonra santralın yapımının gerçekleştirilmesidir. Ancak böylelikle NGS’nın, „nükleer ve radyasyon güvenliği“nin en üst düzeyde olması sağlanabilir.  Bu amaçla bir NGS’nın proje ve yapımı sırasında yapılabilecek denetimler iki bölümde incelenebilir:
1. Genel Denetim
PROJENİN  TEKNİK  AYRINTILARININ, SANTRALI KURACAK ŞİRKETİN TEKNİK RAPORLARININ İNCELENEREK İLGİLİ  STANDART VE YÖNETMELİKLERE UYGUNLUĞUNUN DENETİMİ, BUNLAR, ANCAK UYGUNSA ONAYI
2. Ayrıntılı Özel Denetim
SANTRALIN GÜVENLİ ÇALIŞMASIYLA İLGİLİ HER BİR SİSTEM, AYGIT VE MALZEMENİN YAPISINDAN MONTAJINA VE YERİNDE DENENMESİNE KADAR İLGİLİ STANDARTLARA ve YÖNETMELİKLERE  UYGUNLUĞUNUN DENEYİMLİ BİLİRKİŞİLERCE DENETİMİ, BUNLAR, ANCAK UYGUNSA ONAYI
(Bu çeşit ayrıntılı deneyimleri, örneğin Almanya’daki NGS’lar kurulurken TÜV uzmanları yaptılar).

Ayrıntılı Özel Denetime bir örnek
Basınçlı reaktör kazanın ve malzemesinin denetimi:
Reaktör kazan malzemesinde iz (eser) elementler (Cobalt gibi) çok az olmalı, radyoaktif Co 60 gibi korozyon ürünleri fazla oluşmamalı. Ayrıca kazan malzemesi, sürekli nötron akısı altında, uzun sürede ince yapısını bozmamalı. Reaktör kazanının bunlarla ilgili bir dizi standarta  uygunluğu ilgili uzmanlarca denetlenmeli (Şekil).


Ayrıntılı özel denetime başka bir örnek:
Santralın güvenli çalışmasıyla ilgili boruları, su tanklarını ve bazı aygıtları duvarlara tutturan dübeller (25 cm kadar uzunluğunda) depreme dayanıklı olmalı ve yüzeye tam dik yerleştirilmeli (mote edilmeli) yoksa ‘öngörülen deprem büyüklüğü’nde bunlar hasar göreceğinden ilgili sistemler hasar görebilir, çalışmazlar.
Örneğin Almanya’daki Biblis NGS’da, biraz çarpık monte edildiği sonradan belirlenen 15.000 dübel’in sökülüp yenileriyle değiştirilmesi 1,5 yıl sürdü ve santralın durdurulmasıyla birlikte bu çalışma 1 milyar avro’yo mal oldu. Sadece 1 tek dübelin montajında 6-7 montör ve uzman, ilgili yönetmeliklerin yaptırımlarını denetliyor. Rastgele seçilen bazı dübellerin denetimine izin verilmiyor, tümünün tek tek denetimi gerekiyor. Dübellerin uygunluğu, hem atom enerji yasasına hem de yapı güvenliği yasa ve yönetmeliklerine göre farklı uzmanlarca denetleniyor /3/.

NGS“nın çevresine atık hava vesular yoluyla çok az radyoaktif madde salınmasını sağlamak amacıyla, „ön arıtma“, filtrasyon gibi sistemler çalıştırılıyor ve radyoaktif maddeler sürekli yapılan ölçümlerle kontrollu olarak, radyoaktiviteleri ancak ‘ön sınır değerlerinin’ altındaysa çevreye salınıyor ki bu çeşit arıtma ve ölçüm sistemleri bugün tüm NGS’da bulunuyor /2/.

Bir NGS’da arıza ve kazaların önlenmesi için çok çeşitli önlemler önceden alınıyor. Donanımlı modern bir NGS’nın seçimi  kaza riskinin en aza indirilmesi demek. Buna bir örnek olarak aşağıda şekilleri bulunan Westinghouse şirketinin AP 1000 NGS modeli verilebilir.
Bu santral, büyük bir kazada (GaU)  nükleer yakıt elemanlarının elektrik gerekmeden soğutulabileceği tasarımı içeriyor.




Sonuç
Türkiye’de ‘yap, işlet ve elektrik sat’ modeliyle güvenliği en yüksek düzeyde bir nükleer santralın yaptırılabilmesi ancak nükleer santral yapımında görev almış deneyimli danışmanlık kurumlarının, santralın proje ve yapım süresince, sürekli devreye girmeleri ve santralda kullanılacak her sistemin, malzeme ve aygıtın, ilgili uluslararası standartlara uygunluğunun / kalite kontrollarının yapılabilmesiyle (gerektiğinde ek yaptırımlarla) gerçekleşebilir. Bu yolun izleneceği ve santralı kuracak şirkete gerektiğinde ek yaptırımların kabul ettirilebileceği beklenir. Ancak böylelikle ileride NGS’da kaza riski en aza indirilebilecek ve  halkın radyoaktiviteden etkilenmesi önceden önlenebilmiş olacaktır.

Not: Bu yazımızın özeti 13 Ekim 2016 günü Kuşadası’nda yapılan Nükleer Bilimler kongresinde sunulmuştur.

Kaynaklar
[1]           Ülkemizde kurulacak nükleer santralların radyasyon güvenliğiyle ilgili öneriler, Atakan.Y, Teknik Rapor, 50 sayfa, Fizik Mühendisleri Odası (FMO) 2015
[2]           Nükleer Santrallardan Çevreye Salınan Radyoaktivitenin Sınırlanması, Atakan,Y., Tübitak Bilim Teknik Dergisi, Mayıs 2008.
[3]           Radyasyon ve Sağlığımız? kitabı, Nobel yayınları, 2014, Atakan.Y., http://www.nobelyayin.com/detay.asp?u=4025

Yüksel Atakan, Dr., Radyasyon Fizikçisi, Almanya, ybatakan@gmail.com


2 Ağustos 2016 Salı

CEP TELEFONLARININ YAYDIĞI ELEKTROMANYETİK RADYASYONUN SAĞLIĞIMIZA ETKİSİ NEDİR? Yüksel Atakan, Dr.,Radyasyon Fizikçisi,

Günlük yaşamımıza giren, çok kişinin yollarda bile iletişim kurduğu cep ve akıllı telefonların yaydığı yüksek frekanslı elektromanyetik (EM) radyasyonun sağlığımıza etkisi nedir? 30 ülkede yapılan yeni bir araştırmadan, Türkiye’deki kullanıcıların günde ortalama 72 kez cep telefonunu kontrol ettikleri ya da başka bir deyişle 7-8 saatlik uyku süresi dışında, her 15 dakikada bir, ekrana bakmakta, dünya birincisi olduğumuzu gösteriyor.
Bu yazıda, önceki yıllarda, cep telefonlarının sağlığımıza etkileriyle ilgili ayrıntılı yazılarımızdan önemli bölümleri, gelişen teknolojinin ışığında güncelleyerek okuyucuların bilgisine sunuyoruz. Cep telefonları özellikle kulağa yapıştırılarak sık ve uzun süre kullanıldığında kulak bölgesindeki dokuları ısıtarak zamanla olumsuz etkileyebiliyor. Umarız bunlar, çok daha az ve kulağa yapıştırılmadan kullanılır.




Elektromanyetik radyasyonun insan vücuduna etkileriyle ilgili olarak uzun yıllardır yapılan bilimsel araştırmalar sürüyor. Kanser, 20-30 yıl gibi çok uzun sürede oluştuğundan, cep telefonları kullananlarla, kullanmayanların vücutlarındaki etkilerin karşılaştırılabileceği uzun süreli bilimsel araştırmalara gerek var. Her ne kadar cep telefonlarından yayılan yüksek frekanslı EM radyasyonun baş ağrısı, depresyon ve uykusuzluk yaptığı gibi bulgular olduğunu öne süren araştırmalar var ise de bunlar kesinlik kazanmamıştır. Kesinlik kazanan, özellikle kulak bölgesindeki dokularda sıcaklık artımıyla ilgili 'ısıl etki‘dir. 



Resimde, cep telefonuyla 15 dakika kadar konuşulması sonucu kulak bölgesindeki sıcaklık artımı, kırmızıyla gösteriliyor

Yüksek frekanslı (Radyo Frekanslı /RF/) EM radyasyonun, girdiği dokulara enerjisini aktararak bunların sıcaklığını artırdığı artık kanıtlanmış bilimsel bir gerçek. Aşırı sıcaklık artımı ise dokuların işlevlerini bozabiliyor.
RF radyasyon, hücrelerdeki moleküllerin birbirleriyle bağlantısını koparacak ve hücre çekirdeğindeki DNA gibi molekülleri bozacak enerjide olmadığından, kansere neden olabilecek etkiyi göstermesi genellikle beklenmiyor. Ancak, özel durumlarda, dokularda belirgin bir sıcaklık artışı oluşturmadan, büyük moleküllerde, hücre zarlarında ya da hücre organellerinde bunların normal işlevlerini bozan ısıl olmayan olumsuz etkiler beklenebiliyor. Isıl olmayan etkilerle ilgili olarak, bilimsel güvenilirliği sınanmış tek bulgu,  EM radyasyonun, vücuda yerleştirilmiş “kalp pili” ve benzeri aletleri bozabilmesidir. Ayrıca hastane ve uçaklardaki duyarlı bazı aletler de cep telefonlarından olumsuz etkilenebiliyorlar. Cep telefonları / akıllı telefonlar kulağa yapıştırılıp uzun süre kullanıldığında bunların kansere yol açabileceğiyle ilgili WHO[1]’nun IARC[2] kurulunun uyarıları vardır. Hatta IARC, koruyucu bir önlem olarak cep telefonlarını, ‚kanser yapma olasılığı olan‘ maddeler sınıfına koymuştur. Özellikle çocukların bunları, çok daha az kullanması öneriliyor.
Cep ve akıllı telefonlar, baz istasyonlarının yanı sıra, bina içindeki Wi Fi (WLAN /Router) aletleriyle de iletişim kuruyorlar. Eski cep telefonları, GSM[3] standartları kullanırlarken, akıllı telefonlar UMTS (1900-2200 MHz)[4] ve LTE[5] (700 – 2600 MHz) standartlarında çok daha hızlı iletişimi, çok daha düşük enerjide kuruyorlar. Böylelikle bunların yaydıkları EM radyasyonun da eski cep telefonlarına oranla daha düşük enerjide kalması sonucu vücuda olabilecek etkisi de daha az; ama yok değil. GSM standardında, telefonla iletişim en yüksek elektriksel güçte kurulmaya başlanıyor ve daha sonra telefon kendini daha düşük güce ayarlıyor. UMTS ve LTE standartarında ise bunun tersi oluyor. En düşük güçte iletişim kurulmaya başlanıyor, daha sonra normal güce geçiliyor.
Sınır Değerler ve Özgül Soğurma Hızı (SAR)
SAR, vücudun kg’ı başına Watt olarak soğurulan enerji miktarını gösteren bir ölçüdür. Cep ve Akıllı Telefonların yaydığı EM radyasyondan korunmak amacıyla vücuttaki Özgül Soğurma Hızı Değerleriyle ilgili, SAR: (Specific Absorption Rate) sınır değerler kullanılıyor. Almanya’da yetkili kurumun yaptığı taramada, piyasadaki cep telefonlarının baş bölgesi için 0,10 ile 1,94 Watt/kg ve tüm vücut ışınlanması için ise 0,003 ve 1,87 Watt/kg arasında değerler gösterdiği saptanmıştır.
70 kilogramlık bir kişinin vücudu, “hareketsiz durumda” yaklaşık olarak saniyede 80  Watt’a eşdeğer bir enerji tüketiyor (80  Watt’lık bir elektrik ampulünün yanarken tükettiği enerji kadar). Buradan, vücudun kilogramı başına güç yoğunluğu olarak kabaca 80/70=1,2  Watt bulunur. Yürüdüğümüzde, spor yaptığımızda ya da bisiklete bindiğimizde ise vücudumuzun enerji alışverişi artıyor ve güç yoğunluğu vücudumuzun kilogramı başına 3 ile 5  Watt’a ulaşıyor. Bu düzeydeki bir güç yoğunluğu, dışarıdan Radyo Frekanslı (RF) radyasyon yoluyla vücutta oluşursa, bunun,vücuttaki organ ve dokuların normal işlevleri yoluyla giderilebileceği ve vücutta herhangi bir hasar oluşmayacağı düşünülmüş ve ilk sınır değer böyle belirlenmiştir. Son 40 yıldır özellikle hayvanlar üzerinde yapılan deneyler ve çeşitli bilimsel çalışmalar, herhangi bir nedenle tüm vücut ve dokulardaki 1 °C'ı aşan sıcaklık artımı sonucu, vücutta bazı bozuklukların ortaya çıktığını gösteriyor. Öte yandan vücutta 30 dakika boyunca 1 derecelik sıcaklık artımına yol açan ve RF radyasyondan kaynaklanan güç yoğunluğu ise kilogram başına 4 Watt kadardır. Bu değer “temel SAR sınır değeri” olarak kabul ediliyor. Korunma (ya da güvenlik) payı da göz önüne alınarak, bu değerin onda biri olan 0,4 Watt/kg, ilgili mesleklerde çalışanlar için sınır değer olarak öngörülüyor. Bunun da beşte biri olan 0,08 Watt/kg halktan herhangi bir kişinin tüm vücut ışınlanması için sınır değer olarak ICNIRP bilimsel kurulunca öneriliyor. Bu ise vücutta 1 derecenin 50’de biri (0,020 °C) kadar bir sıcaklık  artışı demek. Vücudun baş bölgesi için sınır değer 1,6 Watt/kg (Bazı ülkelerde 2  Watt/ kg ki bu da 0,50 °C sıcaklık artışıdır). 0,08  Watt/kg’lık sınır değere eşdeğer olarak  Volt/m ve Watt/ m2 birimlerinde  sınır değerler türetilmiştir. Bunlar sırasıyla 900 MHz için 41V/m, 4,5 Watt/m2 ve 1800 MHz için 58 V/m ve 9,2 Watt/ m2’dir.
2 GHz ile 300 GHz arasındaki yüksek frekanslar için türev  sınır değerler ise elektriksel alan şiddeti için 61,4 V/m ve güç akısı için 10 Watt/m2 ’dir (ICNIRP İyonlayıcı olmayan ışınlardan korunma ölçütlerini belirleyen uluslararası üst kurulun önerisi). Türkiye’de  sınır değerler 2001 yılında yayımlanan ilgili yönetmeliğe göre, ICNIRP “yönlendirici sınır değerlerinin” dörtte biri kadardır ve 900 MHz frekansı için elektriksel alan şiddeti 10  Volt/m’dir. 1800 MHz frekansı için ise sınır değer 14 Volt/m’dir (Sınır değerlere göre, Türkiye’deki uygulama daha koruyucudur). RF radyasyonun vücuda aktardığı enerji yoğunluğunun üst sınırlarını belirleyen tüm bu değerler, hayvanlar üzerinde 1970’li ve 1980’li yıllarda yapılan deneylere (özellikle fare ve maymunlarda doku ısınması sonucu davranış bozukluklarının gözlenmesine) dayanıyor. Ayrıca viskoz bir sıvı karışımıyla doldurulan yapay bir kafanın yakınına konup çalıştırılan bir cep telefonunun bu sıvıya aktardığı enerjinin, kafa içindeki çeşitli noktalarda elektronik algılayıcılarla ölçüldüğü deneylerden de yararlanılıyor (Fantomla ya da modellemeyle).


Şekilde, içi, insan başı dokusu eşdeğeri sıvıyla doldurulmuş modelde, EM radyasyonun etkisiyle sıcaklık artımının incelendiği deney düzeneği gösteriliyor.
Cep ya da Akıllı telefon satın alırken düşük SAR-Değeri olanı seçilmeli
Düşük SAR-değerli bir telefon alan kişi kendi alacağı radyasyon dozunu önceden bir miktar düşürmüş demektir. Almanya’da ilgili Radyasyondan Korunma Kurumu (BfS), piyasadaki telefonların SAR değerlerini listeler halinde yayınlıyor (bkz: www.bfs.de/sar-werte-handy)
0,6 Watt/kg değerinin altındaki SAR değerleri olanlar, düşük radyasyonlu telefonlar olarak kabul ediliyor. Almanya piyasasındaki akıllı telefonların % 46’sının düşük radyasyonlu olduğu saptanmıştır. BfS kurumu, SAR değeri 0,6 Watt/kg’ın altında olan ve eskiyip atıldığında ya da geri dönüşümünde yapısı, çevreye az zarar verebilecek, cep telefonlarını ‘Mavi Melek’ etiketiyle ödüllendiriyor. BfS, vücuda 2,5 cm yakınlıkta, 2 Watt/kg’lık SAR sınır değerini belirliyor ve bunun altında kalınmasını öneriyor.


Kulaklıklarla ilgili bilimsel çalışmalar
Cep telefonlarının doğrudan kulağa yapıştırılmasıyla, kablosuz Bluetooth ya da kablolu  kulaklıklarla kullanılması durumları ayrı ayrı‚’insan başı modelleri (fantom)’ üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar ve ayrıntılı ölçümlerle karşılaştırılmıştır.
Elde edilen sonuçlar kulaklık kullanıldığında, cep telefonunun doğrudan kulağa yapıştırılmasına oranla:
1.      Kulaklığın cinsine, telefonunun vücutta taşındığı yere ya da vücuttan uzakta bulunma durumuna ve telefonun elektriksel gücüne göre vücuda toplam etki değişiklik gösteriyor. Cep telefonu vücuttan uzaktaysa, vücuda etki önemli oranda (5-10 kat) azalıyor,
2.      Kablolu kulaklıkların kulak bölgesinde oluşturabileceği doz (SAR), baş bölgesiyle ilgili sınır değer olan 2 Watt/kg’ın beşte birinden daha da az. Ancak en kötü durumda iç kulakta doz artabiliyor,
3.      Kulaklık kablosu (bir anten gibi) çevresindeki EM alanların oluşturduğu elektriksel akımları, kulağa iletebildiğinden kablonun, kulağa oldukça yakın ucuna ‚ferit zırh bileziği’ geçirildiğinde vücuda etki  azalıyor ve parazitler önleniyor (demiroksitli seramikli bir alaşım olan ferit maddesi EM radyasyonu soğurarak kulağa iletilmesini engellediğinden).
4.      Kablosuz Bluetooth kulaklıklardan 1 miliwatt düşük güçte olan modeli 10 metre uzaklığa kadar yayın yapabildiğinden konuşanın cep telefonuyla iletişimı için  yeterlidir  ve vücuda etkisi de diğerlerinden çok daha azdır. Bluetooth kulaklıklarıyla yapılan ölçümlerde SAR değerleri, sınır değerlerin çok altında kalmıştır,
5.      Kablolu kulaklıklarda, kablonun cep telefonuna bağlanan bölümü cep telefonuna sarılmamalı (cep telefonunun içindeki antenin EM alanından oluşacak elektrik akımını, kablonun kulağa iletmemesi için) ya da dış antenli telefonlarda, kablo antenden olduğunca uzakta tutulmalı. Kablonun ayrıca kulak ve yüze yapıştırılmaması vücuda etkiyi azaltacaktır,
6.      Kablolu ya da kablosuz kulaklıklar kullanılırken cep telefonunun elde ya da pantalonun ön cebinde taşınması yerine pantalonun arka cebinde, telefonun ön yüzü vücuda bakacak şekilde,  kapalı yerlerde ise yakındaki bir masa, koltuk üzerinde vücuttan oldukça uzakta bulundurulması vücuda etkiyi azaltacaktır (telefonun arka yüzü vücuda bakacak olursa, anten, telefonun arka yüzüne yakın olduğundan telefonun gücü artarak kullananı daha fazla etkileyeceğinden).
7.      Kapalı yerlerde cep telefonuyla (kulaklıklı, kulaklıksız) uzun konuşmaların sık sık yapılması gerekiyorsa, telefona, bina dışındaki bir antenin bağlanmasıyla vücuda etki azalacaktır. Böylelikle baz istasyonundan gelen sinyal kalın duvarları geçerken zayıflamadan telefona ulaşacak ve cep telefonunun düşük düzeydeki sinyali alabilmesi için gücünü artırıp vücudu daha çok etkilemesi önlenmiş olacaktır.
8.      Özellikle baz istasyonuyla iletişimin sorunlu olduğu yerlerde, cep telefonu gücünü otomatik olarak arttıracağından, vücuda etki de artacağından bu durumda uzun konuşmalar yapılmamalı.
9.      Cep telefonları için zırhlama maddeleri kullanılmaması daha iyidir (zırhlama sonucu azalacak sinyali alabilmek için cep telefonu elektriksel gücünü artırmak zorunda kalacağından vücuda etki artacağından).

Kulaklıklarla ilgili sonuçlar
Kulaklık kullanıldığında etki, telefon ancak vücuttan oldukça uzaktaysa azalabilir (örneğin yarım metre kadar uzaktaysa ya da arka cebimizdeyse). Bu sağlanmadığında, vücuda olabilecek etki, iki kaynaktan gelen EM radyasyonla, çok az da olsa, bir miktar artabilir. 
Her ne kadar kulaklıklar vücuda olabilecek etkiyi önemli oranda azaltıyorlarsa da, bulunulan yere göre, gerek kulaklığın ve gerekse telefonunun çevredeki başka EM radyasyonları da algılaması sonucu vücutta ısıl ve ısıl olmayan etkilerin artabileceği düşünülmelidir. Örneğin telefonlar, otomobilin dış antenine bağlanmadan kullanılırsa vücuda etki artacaktır. Bu nedenle genel olarak otomobillerde, (trenlerde de) kulaklıklı, hopörlörlü telefonlar dış antensiz kullanıldığında, karoserinin ‘Faraday Kafesi’ zırhlaması sonucu içeriye çok az girebilecek EM radyasyonu alabilmek için telefon elektriksel gücünü artırmak zorunda kalacak ve bunun sonucu olarak araçtaki telefonun artan güçteki yayını hem konuşanı ve hem de doğrudan ve metal yüzeylerden yansımalar sonucu araçtakileri daha çok etkileyecektir.
Çok düşük düzeydeki EM radyasyonuların vücuda etkileri yapılan onbinlerce bilimsel çalışmaya karşın henüz kesinlikle ortaya konamadığından, çok zorunlu olmadıkça koruyucu bir önlem olarak (kablolu ya da  kablosuz kulaklıklı) telefonlarla olduğunca kısa konuşulmalı, mesaj verilmeli, uzun konuşmalar ev ya da bürolardaki kablolu sabit telefonlardan yapılmalı.

Cep ve Akıllı Telefonlarla ilgili Önerilen Koruyucu Önlemler
Her ne kadar kanser oluşumu ve DNA bozulması gibi etkiler, bugün bilimsel kesinlikle ortaya konamıyorsa da koruyucu önlemler olarak şunlar göz önüne alınmalıdır:
1.  Cep telefonları daha çok haberleşme için kullanılmalı (olduğunca az ve kısa konuşulmalı, uzun iş konuşmaları ve söyleşiler kablolu telefonlarla yapılmalı),
2. Bina içinde, pencereye yakın durup, telefonu pencereyle aramıza alarak konuşmalı (telefonun yayın ya da çalışma gücü azalacağından bize etkisi de azalacaktır ve  elektromanyetik radyasyon başımızdan önce, telefondan geçecektir),
3. Telefonda görülen sinyalin en yüksek olduğu yerler seçilmeli (baz istasyonuna yakın yerlerde telefon daha az güçle çalışacağından kişiye etkisi az olacaktır). Not: Çoğumuz oturduğumuz yerlere yakın baz istasyonu olsun istemiyoruz. Ancak, baz istasyonu bize uzaktaysa, telefonumuz daha büyük güçle çalışmak zorunda kalacak ve bizi daha çok etkileyecek. Yakınımızdaki bir baz istasyonunun yaydığı radyasyonun bize etkisi, ölçümlerle saptandığı gibi, telefonunkinden çok daha az.
4.  Telefonda bağlantı kurulurken telefon baştan biraz uzakta tutulmalı, konuşurken kulağa yapıştırılmamalı araya parmağımızı koyarak etki azaltılmalı
5. Telefonu göz, göğüs, (hamilelerde karından) ve üreme bölgelerinden uzakta tutmalı, kemerde ve pantolon cebinde değil, arka cepte ya da el çantasında taşımalı,
6. Özellikle küçük çocuklara cep telefonu almamalı, gerektiğinde sadece haberleşme için kısa konuşmaları sağlanmalı, olabilecek zararlı etkieri öğretilmeli,
7.  Zorunlu bir durum olmadıkça otomobil ve trenlerde cep telefonuyla konuşulmamalı (Telefon metal karoserin iç kısmında oluşan elektriksel alanları yakaladığından konuşurken kulak bölgesindeki radyasyon dozu artıyor. Ayrıca, dış anten yoksa, karasorinin dış yüzeyi Faraday kafesi olarak EM radyasyonu engelleyeceğinden, telefonun gücünü artırarak iletişim kurarken, bizi daha çok etkileyecektir),
8. Yeni cep telefonu satın alırken özgül soğurma yoğunluğu (SAR değerleri) daha düşük olanlar seçilmeli (Aşağıdaki ‘Kaynaklar’daki ilgili internet sayfasına bkz. )
9. Cep telefonları, insulin pompası, kalp ve kulak aletlerinden en az 25 cm uzaklıkta kullanılmalı, hastanelerde, uçaklarda (özellikle uçakların kalkış ve inişlerinde) kullanılmaları zaten yasak
10. Vücutları gelişmekte olduğundan EM radyasyondan daha çok etkilenebilecek bebeklerin ve küçük çocukların çok yakınında cep telefonuyla konuşmalar yapılmamalı. Gebeler ve çocuklar bunları çok az kullanmalı
Not:  Watt : ‘Fizikte ‘Güç birimi’ olup 1  Watt, 1 saniyede üretilen ya da tüketilen enerji miktarını (Joule/saniye) gösteriyor.
Hertz : EM radyasyonun frekansını gösteren birim olup 1 Hertz, saniyede 1 adet titreşimdir. Evlerde kullandığımız alternatif akımın frekansı 50 iken, cep telefonlarının baz istasyonlarıyla etkileşime girdiği EM radyasyonun frekansı ya da saniyede titreşim sayısı 900, 1800 Mega Hertz (..milyar Hertz) olabiliyor.
Kaynaklar:
1. Almanya Radyasyondan Korunma Kurumu yayınları (www. bfs.de)
2.Radyasyon ve Sağlığımız? kitabı, Y.Atakan, Nobel Yayınları 2014 https://www.nobelkitap.com/kitap_113005_radyasyon-ve-sagligimiz.html
3.Resmi Gazete Tarihi: 24.07.2010 Resmi Gazete Sayısı: 27651 İyonlaştırıcı olmayan radyasyonun olumsuz etkilerinden çevre ve halkın sağlığının korunmasına yönelik alınması gereken tedbirlere ilişkin yönetmelik
4.Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu http://www.btk.gov.tr/
5. TÜBİTAK Bilim Teknik dergisi Mart 2010 sayısından, Atakan,Y.
6. Atakan, Y., “Cep telefonu kullanımı beyinde tümör oluşturuyor mu?” (interfon Araştırması) Cumhuriyet Bilim Teknoloji, 22 Ocak 2010
7.Exposure to high frequency electromagnetic fi elds, biological effects and health consequences (100kHz-300 GHz), ICNIRP 16/2009
8. Sevgi, L.,  Elektromanyetik Kirlilik,  Cep Telefonları ve Baz İstasyonları, TÜBİTAK MAM, 2000 -  Cep telefonları
9.Cep telefonları marka ve tiplerine göre SAR değerleri için bkz.: www.bfs.de/sar-werte-handy) ve http://gnrk.gazi.edu.tr/posts/view/title/sar-nedir%3F-10102

Not:Bu yazının daha kısa şekli HBT dergisinin 12.sayısında bulunuyor.



[1] Dünya Sağlık Örgütü
[2] Uluslararası Kanser Araştırma Kurumu
[3] GSM: Mobil iletişim için küresel sistem (Global System for Mobile Communications) Avrupa Birliği’nde GSM frekans aralığı:
900-1800 MHz)
[4] UMTS: Evrensel Mobil İletişim Systemi (Universal Mobile Telecommunications System) Almanya frekans aralığı:
1900-2200 MHz
[5] LTE: Uzun Dönemli Evrim (Long Term Evolution) Bu 4G (4. Kuşak) ağıyla, alışılagelmiş telefon prizi bağlantıları yavaş yavaş ortadan kalkacak ve bugün DSL'nin ulaştığı 16 MBit/saniye epey geride bırakılarak 1GBit/saniyelik (downstream) hızlara ulaşılabilecek.Almanya frekans aralığı: 700 - 2600 MHz

7 Temmuz 2016 Perşembe

12 RÖNTGEN TEKNİSYENİ TİROİT KANSERİ OLDU, GERÇEK Mİ?


'Erciyes Üniversitesi’ndeki 12 röntgen teknisyeninin hepsi tiroit kanseri oldu!' haberiyle ilgili 'Radyasyon Fiziği'ne göre neler söylenebilir?
10 Haziran 2016 günlü Cumhuriyet'te 'Hepsi Kanser Oldu' başlıklı bir haberde,  Erciyes Üniversitesi'ndeki (EÜ) 12 röntgen teknisyeninin tiroit kanserine yakalandığı ve Türk Sağlık Sendikası’nın Çalışma Bakanlığı'na başvurarak, durumu araştırmak üzere müfettiş istediği yer alıyor. Türk Radyoloji Derneği İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu’ndan Doçent Dr. bir üye ise: 'röntgen çekimi sırasında çalışanların kurşun ‘boyun koruyucu’ denilen radyasyonu engelleyen zırhları ve kurşun önlükleri, ağır geldikleri için, kullanmadıkları ve bu nedenle tiroit, kemik iliği, akciğer ve meme kanserlerinin ortaya çıkabileceğine dikkat çekiyor. Öte yandan EÜ'deki kanser şüpheli bir teknisyen, koruyucu kurşun önlükleri ve boyunlukları sürekli kullandıklarını açıklıyor ve kendisinde neden kanser olduğunu anlayamadığını söylüyor? (Cumhuriyet, 14.06.2016)
Bu arada, Erciyes Üniversitesi Hastaneleri Başhekimi Prof. Dr. Kudret Doğru'nun, Tıp Fakültesi Hastanesi’nde çalışan 12 personelin tiroit kanseri olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını “12 kişinin tiroidinde nodül tespit ettik, bunlardan iki tanesini kanser şüphesiyle ameliyat ettirdik, ameliyat sonrasında da sağlığına kavuştular ve şu an çalışmaya devam ediyorlar” dediği bildiriliyor.
İlgili bakanlığın, durumu incelemek üzere uzmanları görevlendirdiği de açıklanıyor (Hürriyet 14/15.06.2016)
Bu konuda radyasyon fiziğine göre neler söylenebilir?
Tiroit kanseri, aşırı radyasyonun etkisiyle olabileceği gibi, kalıtımla (genlerle) ve iyot eksikliği gibi çeşitli nedenlerle de ortaya çıkabiliyor. Tiroit kanserinin kesin etkeni, boğaz bölgesinde oluşan aşırı radyasyon dozu dışında, genellikle bilinemiyor. Biz burada, radyasyonun tiroide etkisini ve radyoloji bölümlerindeki teknisyenlerin durumunu kısaca inceleyeceğiz:
Radyasyonun etkisiyle ilgili olarak örneğin Çernobil sonrası, kaza ilk günlerinde gizlendiği için, hemen boşaltılmayan çevredeki çocukların, aşırı Radyo İyot (iyot 131)'un yaydığı radyasyonla tiroit kanserine yakalandıkları 5-10 yıl sonra ortaya çıkmış ve bu çocukların çoğu tedaviyle iyileşmiş, bazılarının tedavisi ise sürüyordu. İyot, radyoaktif olsun ya da olmasın alınan besinlerle tiroit bezinde toplanıyor ve radyoaktif olanı (Çernobil'de özellikle çocukların içtiği sütteki iyot 131 yoluyla) yüksek miktarda ise, tiroitte radyasyon dozu oluşturarak kansere yol açabiliyor.
Tiroit kanserinin, çocukluklarında sık çekilen röntgen filmleriyle boğaz bölgeleri yüksek dozda röntgen ışınlarına hedef olanlarda 5 ile 15 yıl sonra ortaya çıktığı da gözlenmiştir. Sık sık diş röntgen çekiminin (boğaz bölgesini de etkilediğinden), tiroit kanserine yol açabileceğiyle ilgili bilimsel çalışmalar da vardır.
Ancak Erciyes Üniversitesi’nin radyoloji bölümünde kullanılan röntgen aygıtlarından yayınlanan radyasyonun, oradaki görevli teknisyenlerin, hatta koruyucu kurşun zırhlar kullanmasalar bile (kullanmaları kuşkusuz gerekir ve zorunludur da) tiroit bezlerinde çok yüksek radyasyon dozları oluşturacağı, normal olarak, beklenemez. Çünkü röntgen ışın demetiyle hastalar kısa sürede ışınlanırlarken, radyasyon teknisyenleri, hastaların yanlarında değil, duvarları zırhlı odanın, dışına çıkarlar, çıkmamış olsalar bile, ancak olabilecek yansımalarla, enerjisi düşük radyasyonlarla alacakları dozun da tiroitte, zamanla,  kansere yol açma olasılığı yok denecek kadar azdır.
Başka organlarda da görülmeli
Zaten, tiroit de kanser yapabilecek kadar aşırı bir doz oluşması demek, radyasyon uygulamasının yapıldığı odanın her yanının aşırı röntgen ışınlarıyla taranması demek olur ki, bu durumda teknisyenlerin 'tüm vücutları' ışınlanacağından, başka organlarında da kanserin görülmesi gerekirdi.
Böyle bir durum ise haberde yer almıyor. Her ne kadar teknisyenler günde 30'u geçen röntgen çekimleri yapabiliyorlarsa da, vücutlarının aldıkları radyasyon dozları, dozimetre ölçüm sonuçlarına göre düşük olup her bir 2 aylık süre boyunca genellikle 0,1 mSv'in altındadır/Bkz. 1/. 2 aylık sürede alınan doğal radyasyon dozu ise ortalama olarak bunun 4 katıdır (0,4mSv). Genellikle kullanılan film dozimetrelerinin duyarlıklarının sağlıklı bir ölçüm için yeterli olamayacağı düşünülse bile bunun 2-3 katı değerlerin dahi, doğal radyasyon dozundaki değişimlerin altında kalacağı ve teknisyenlerde ek bir kanser riski oluşturma olasılığının yok denecek kadar az olacağı hesaplanır.
Röntgen uygulamalarının yapıldığı odaların küçük penceresinden, teknisyenler ara sıra hastaları gözlerken, göğüslerindeki dozimetrelerin kaydedemediği dozları baş ve boyun bölgesinin alması da düşünülebilir. Ancak bu ve diğer yollarla aşırı bir tiroit dozunun ortaya çıkması genellikle beklenmez. Teknisyenlerde tüm bu yollarla aşırı tiroit dozları oluşmuş olsaydı, benzer kanser haberlerinin Türkiye'deki ve hatta dünyadaki sayıları binleri geçen başka radyoloji merkezlerinden de gelmesi gerekirdi. Böyle bir durum ise söz konusu değil.
Peki, hastaların durumu?
Öte yandan röntgen teknisyenlerinden önce, örneğin bir kaç bilgisayarlı tomografiyle (BT) çok daha fazla radyasyon dozu alan hastaların kanser olmaları gerekir ki bunun da olasılığı bugüne kadar yapılan radyasyon uygulamalarından elde edilen deneyimlere göre, çok düşüktür: Baş BT riski: 1/10.000, Meme kanseri BT riski: 1/30.000 (ayrıntılar için bkz. Sf.348 /Bkz. 2/).
Bu nedenlerle, EÜ Başhekimi’nin açıklamasına göre 12 teknisyenin hepsinde değil, ikisinde belirlenen tiroit kanseri şüphesi kesinleşirse, bunun etkenlerini sadece radyasyonda değil, olabilecek iyot eksikliğinden, genlerle/kalıtımla aktarıma kadar çok çeşitli bilim dallarında araştırmak doğu olur.
Bu ve benzer konuların ayrıntılarının HBT sayfalarına bilimsel olarak aktarılmasıyla, sadece konuya yabancı olanlara değil, bu konuda çalışanların bilgilerine de katkıda bulunulacağını düşünüyor ve HBT yönetimini kutluyorum.
Not: Bu yazı Herkese Bilim Teknoloji (HBT) dergisi portalında bulunuyor.
Kaynak:
/1/ Ahmet Kumaş, Türk Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği, 2009 Antalya kongre kitabı,www.tumradder.net 
/2/ Radyasyon ve Sağlığımız? kitabı, Y.Atakan, Nobel Yayınları 2014
https://www.nobelkitap.com/kitap_113005_radyasyon-ve-sagligimiz.html