..

..
..

29 Aralık 2014 Pazartesi

Yüksel ATAKAN'dan kitap



Değerli Dostlar, Değerli Meslekdaşlar,
Son yıllarda gündem baş örtüsü, 3 çocuk, sezeryan gibi konularla ve en sonunda da Osmanlıca'yla doldurulurken, gazeteler, TV'lerin açık oturumları bunlarla neredeyse her gece 
yarısına kadar
uğraş 
arak
ratinglerini artır 
ıp, reklam toplam
aya 
,
 
para kazanmaya 
çalışırlarken, pek kimse ve medya kurulacak nükleer santralların 
güvenliğini, 
ileride halkımıza olabilecek radyasyon etkisini tasa etmiyor, gündeme taşımıyor! 
Maden ve asansör kazalarında olduğu gibi, ülkemizde, işin tekniğiyle ilgilli konular, ne yazık ki, ancak kazalar olduktan sonra, gündeme gelebiliyor ve yine ratingleri artıracağı için, gece gündüz TV'lerde tartışılıyor ama hem iş işten geçmiş oluyor hem de bir kaç ay sonra unutularak, bir sonraki kaza gelene kadar, gündemden düşüyor, değil mi?
Ara sıra yetkililerce, modern ve çok güvenli olacağı 
açıklanan
nükleer santrallar 
,
gerçekten böyle kurulabilecek ve kazasız 
, belasız (terör!)
 işletilebilecek mi?
Ankara'daki Fizik Mühendisleri Odası (FMO), Türkiye'de daha önce nükleer santrallar kurulup işletilmemesi sonucu 
,
bu konularda işin iç yüzünü bilen uzun proje deneyimli kimse olmadığından olacak, 
bendenizden 'Ülkemizde kurulacak nükleer santralların radyasyon güvenliğini ve halka olabilecek etkilerini ayrıntılarıyla açıklayan bir rapor yazmamı ve bunu FMO aracılığıyla kamuoyuyla paylaşmamı  istedi. Ben de 
,
son 
8-10 
yıl 
boyunca yazmakta olduğum,
 bu konularda, belki sizlerin de okuduğu, bir dizi 
yazımdan,
sırf bu konuya odaklanan güncellenmiş ve eklemelerle genişletilmiş bir derlemeyi son iki ay 
içinde
hazırladım.

Fizik Müh.Odasının yayımladığı 50
sayfayı bulan bu kitapçık gelecek hafta 
içinde 
baskıdan çıkacak ve ilgililere dağıtılacak. Ekte, ön ve arka kapaklarının kopyaları bulunan bu kitapçıktan edinmek isterseniz, 
'
posta kodlu ve telefon numaralı 
'
adresiniz
 
i bana (ya da doğrudan FMO'na: fmo@fmo.org.trbildirmeniz ricasıyla. Ayrıca 
ilgilenebilecek meslekdaş ya da arkadaşınız 
d
olursa onlar için de sizin adresinize 
5 adet FMO ücretsiz postalayacak.
Bu nedenle istediğiniz adedi de yazmanız ricasıyla.

Ülkemizde kurulacak nükleer santrallarla ilgili 
gör 
ülebilen ve ekteki arka kapakta da yer alan bu kitapçıkla ilgili görüşlerde belirtildiği gibi en
 önemli sorun, uluslararası standartlara göre kalite kontrollarının nasıl yapılacağıdır?.
 
Çünkü bir nükleer santralın güvenliğiyle ilgili yüzlerce sistem, aygıt, alet ve parçadan her biriyle ilgili onlarca 
çeşit 
standart 
bulunuyor
ve bunlar 
a göre
kalite kontrollarını yapabilecek çok sayıda bilirkişi 
uzman gerekiyor. 
 Nükleer santralların çok çeşitli sistem ve parçalarıyla ilgili
 
 deneyimli 
uzmanlar ise 
ülkemizde 
bulunmadığı
gibi 
,
yurt dışından gelecek 3-5 uzman da 
her bir sistemden anlayamayacağı için, 
yeterli olamayacak. Ana konunun bu olduğu 
,
kitabın 
çindekileri 
'
aşağıdadır.
Özellikle kitaptaki Bölüm I, bu konulara yabancı olanların da izleyebileceği düzeyde olup, ilgiyle okunabileceğini umuyorum.

Yeni yılda sağlık ve mutluluk dileklerimle
Yüksel Atakan
......................

İÇİNDEKİLER
Önsöz, Giriş
         Bölüm I
  1. Nükleer Santral Projeleri
  2. NGS’nın normal çalıştırılarak, personele, halka ve çevreye etkilerinin en aza indirilmesinin sağlanması amacıyla alınması zorunlu güvenlik önlemleri
  3. Yüksek güvenlikte bir nükleer santralda bulunması gereken teknik özellikler ve Akkuyu nükleer santralının en üst güvenlikte olabilmesi için alınabilecek önlemler  
  4. Nükleer santrallardaki büyük kazalar ileride ülkemizde de olabilir mi?
  5. Büyük bir kaza durumu için önceden yapılması gerekenler
  6. Özetle sonuçlar
    
Bölüm II




     
7.Nükleer güç santralı çalışırken ortaya çıkan radyoaktif maddeler




     
8.      Nükleer santrallardan çevreye salınan radyoaktivitenin sınırlanması
            Almanya’daki Otomatik Ölçüm Sistemleri ve Çevre Halkı’nda Oluşan Dozlar
     
9. Türkiye’de Planlanan Nükleer Santralın Ölçütleri ve Radyasyon Ölçüm Sistemleriyle ilgili Bazı Öneriler
     
10. Akkuyu NGS’nın insana ve çevreye etkilerini en aza indirebilmek için proje ve yapım sırasında hangi denetimler gereklidir?
     
11.NGS
çevresindeki radyoaktivite ve radyasyon artımının ölçümlerle belirlenmesi

    12.
    Kullanılmış yakıt elemanları için bekletme havuzları




    13. 
    Radyoaktif Atıklar












        
14 .Ekler:
            Ek 1: Akkuyu Nükleer Güç Santralının (NGS) Ana Teknik Yapısı  
            Ek 2: Rus VVER Nükleer Santral Modellerinin Gelişimine Bir Bakış
            Ek 3: Rus Üçüncü Kuşak Nükleer Santrallarının Gelişimi ve Önemli Özellikleri
            Ek 4: Enerji Bakanlığı web sayfasındaki açıklamalar
           
 
Ek5: Basınçlı reaktör kazanı (kabı) ve içindeki parçalarla ilgili KTA 3204 standardına  göre yapılması gereken 
  
kalite kontrolları
             Ek 6: Radyoaktif madde, Radyoizotop, Radyonüklid, Radyasyon dozu kavram ve  birimleri
            Ek 7 : Kaynaklar ve ilgili yayınlar























23 Kasım 2014 Pazar

Kömür politikanız rasyonel değil - Jeffrey Frankel (Barış Balcı, Hurriyet Gazetesi, 21 Kasım 2014)


Hürriyet Gazetesi'nde Barış Balcı'nın köşesinde yayınlanan, Harvard Üniversitesi Profesörü Jeffrey Frankel'in Türkiye'nin enerji politikası ile ilgili görüşlerini içeren bir habere aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz. 

"Dünya, sera gazı emisyonu konusunda uluslararası işbirliğini konuşurken Harvard Üniversitesi Profesörü Jeffrey Frankel, Türkiye’nin emisyon kesinti hedeflerinin gelirine göre düşük olduğunu ortaya koydu. Frankel karbon emisyon kesintisi konusunda Türkiye'yi 'kaytaran ülkeler' arasında gösterdi. Frankel’e göre küresel iklim değişikliği diye bir şey olmasa bile Türkiye’nin kömüre hücumu akılcı bir politika değil."

 
Paylaşımı için Sn. Mustafa Özcan'a teşekkür ederiz.



13 Kasım 2014 Perşembe

"İklimsel Isınma, Dünya, Türkiye, Toryum Enerjisi ve TETP"_Mustafa Özcan'ın makalesi

Dünya şimdilerde iklimsel ısınmasında son birkaç on yıldır bir dereceye varan olağan üstü tehlikeli bir artışın yaşandığı bir dönem içindedir.  Ama buna rağmen, dünya yöneticileri ve onların izleyicisi akıl tutulması içindeki kitleler bu büyük tehlike karşısında hala kayıtsız ve duyarsız bir tavır sürdürmekte ısrarlı gözükmekteler.

Oysa iki derecelik bir iklimsel ısınma durumunda dahi dünyanın iklimi için doğal tahammül sınırının artık geri dönülmez biçimde aşılmış olacağı bilinmektedir. Buna rağmen, kitlelerde gözlenen bu aymazlık derecesindeki vurdumduymazlık konuyu insanlık tarihi için hayati tehlike arz eden bir mecraya sokmuş bulunmaktadır.

Bu nedenle de şimdi her tür fosil yakıtların üretiminin acilen kısılarak kullanımının en geç iki-üç on yıl içinde tümüyle son buldurulması durumu insanoğlunun yaşamının yerkürede devamına yönelik bir sorun haline dönüşmüş bulunmaktadır.     

Bu bağlamda, ısınmaya neden olan sera etkili fosil yakıtlar yerine geçecek enerji kaynakları arayışı uzun yıllardan beri sürdürülmesine rağmen şimdiye kadar bütünsel çözüm için yeterli olabilecek bir gelişmenin ortaya konulabildiğini görmek olanaklı olamamıştır.

Öte yandan son birkaç yıl öncesine kadar insanoğlunun bugünkü tüketim yapısının sürmesi halinde enerji kaynaklarının durumu için çevresel kirlenme ve iklimsel ısınma da dikkate alınarak temel yükü karşılamaya yönelik yapılan değerlendirmelerde sadece yenilenebilir kökenli olanlarla bu acil duruma çare olunacağı sanılıyordu. Ancak şimdi hızlanan iklimsel ısınma karşısında bunların da yeterli olamayacağı uzmanlarca anlaşılmış bulunmaktadır.

Ayrıca gene bu kapsamda yapılan çalışmalar ile iklimsel ısınmaya yönelik sakıncaları gidererek temel yük enerji ihtiyacını yükselmekte olan talebi tereddütsüz olarak karşılayarak fosil yakıt tüketimini hızla son bulduracak kaynağın sadece nükleer olabileceği de idrakine varılmış bulunmaktaydı.

Ancak şimdiye kadar uranyum bazlı nükleer enerjinin bilinen sakıncaları acil çözüm arayan uzmanları bu alandan uzak tutmaya yetti. Ama nihayet birkaç yıl önce toryum elementinin nükleer yakıt olarak bilinen karakterinin söz konusu tüm sakıncaları bertaraf edebilecek olması gözleri toryum enerjisine çevirdi.  

İşte Türkiye’de konuyu bu bağlam ile ele almak için kurulmuş olan TETP, Toryum Ender Topraklar Platformu, faaliyetini bu çözümü tanıtma doğrultusunda 2012 yılı sonundan beri sürdürmektedir. Platform, bu kapsamda, dünyada en önde gelen toryum rezervlerinden birine sahip olan Türkiye'nin, sera etkisiz, sürdürülebilir, temiz ve barışçıl olduğundan yeşil çekirdek enerjisi diye anılmayı hak eden toryumlu yakıt çevrimi ile enerji üretim sistemlerini kazanması yönünde çaba sarf etmektedir.

Toryum Ender Topraklar Platformu’nu, bu yönüyle, yurtiçinde bilinçlenmeyi ve en geç on yıl içinde üretim düzeninin kurulmasını sağlamak için gönüllü ve çıkar gütmeden çaba sarf etmekte olan bağımsız bir sivil  girişimdir diye tanımlamak çok yerinde olacaktır.

Platform tarafından bu amaç ve kapsamla 2013 Mayısı’nda bir ilk olarak “TETP I.Toryum Çalıştayı 2013” etkinliğini gerçekleştirilmiş bulunmaktadır. Böylece çeşitli kurum, kuruluş ve alanlardan gelen 60’ın üzerinde temsilci uzmanın katılımının sağlandığı toplantı ile konunun yurt çapında yeniden sıcak bir gündemle ele alınması sağlanmış bulunmaktadır.

Öte yandan konuyla ilgili iletişimin sağlıklı ve hedeflenen bilgilenmenin derinlikli olabilmesi amacı ile de internette bir site, bir iletişim forumu ve bir blog oluşturulmuştur. Ayrıca sosyal medya Twitter’da bir de hesap açılarak herkese açık olan ve pek çok haber, bilgi ve makalenin bulunduğu söz konusu sanal iletişim ortamlara tüm kesimlerden kolayca gönüllü katılım ve erişim sağlanması amaçlanmıştır(*).

Mustafa Özcan (13 Kasım 2014)
_______________________ 

Twitter:(@Toryum_ETP)




10 Kasım 2014 Pazartesi

Steenkampskraal Toryum Limited şirketi

Steenkampskraal Toryum Limited (STL), gelişmekte olan, gelecek vaadeden, temiz ve güvenli bir enerji kaynağı olan toryumu ticarileştirmek için kurulmuş Güney Afrikalı bir şirkettir. Bu nedenle, STL'nin görevi, toryum içeren yakıtların çıkarılması noktasında toryumun değer zincirini geliştirmektir. 

TETP, STL Şirketi'nin YK Başkanı Trevor Blench ile temas haline geçilmiştir. İnternet adresi aşağıdaki gibidir;
http://www.thorium100.com/index.html

14 Eylül 2014 Pazar

20 Ağustos 2014 Çarşamba

Tv programı

Değerli üyeler,

Bugün (20 Ağustos) akşam 20:00-22:00 arasında

 Ulusal Kanal Tv'de Necmi Dayday ve Reşat 

Uzmen  birlikte katılacağı ve nükleer enerji,

 iklim  değişikliği,toryum, vb. Konularda bilgilerin 

paylaşılacağı programı kaçırmayınız.

26 Temmuz 2014 Cumartesi

İran'ın Nükleer Sürprizi

İran'ın Nükleer Sürprizi​_Geçen Kasım ayında, İran sonunda anlaşmayı bozdu ve yaptırımlarla iki yıllık bir süre içinde 53milyar dolarlık ülkenin hayati petrol gelirlerini keserek müzakere masasına geldi.


Although Tehran has repeatedly
claimed its nuclear ambitions are peaceful, it's not hard to imagine why there are still skeptics out there...
Having trouble viewing this issue? Click here.
Refer a Friend to Energy and Capital.
Earn $45,560 thanks to this SEC-mandated revelation
For years, a man by the name of Ellis White has been "secretly" building a multi-billion-dollar empire in America's booming oil game.

And until now, he's kept his wealth-building secret under wraps.

I say "until now" because thanks to SEC regulations, Ellis White has been forced to make some of his information public.

And it could mean an easy $45,560 payday for you.

Click here and check out the FREE video on this matter.


Iran's Nuclear Surprise!
By Keith Kohl | Friday, July 25th, 2014
Keith Kohl
“Uranium enrichment is a generic problem, it’s not an Iranian problem. It’s been recognized since 1946 as a dangerous technology,” says Frank von Hippel, a physicist at Princeton and longtime nuclear policy adviser for the U.S.
David Albright, another prominent nuclear physicist, believes Iran has enough uranium to enrich and produce a nuclear weapon anywhere within a few months to a year.
And although Tehran has repeatedly claimed its nuclear ambitions are peaceful, it's not hard to imagine why there are still skeptics out there.
Last November, Iran finally broke down and came to the negotiating table after sanctions cut the country's vital oil revenue by $53 billion within a two-year period.
Of course, nothing has been resolved with the most recent turn of events: After failing to reach a solution by the July 20th deadline, and with no significant progress made, the countries involved — Iran, the U.S., Britain, China, France, Russia, and Germany — decided to extend the deadline another four months.
And yet the most recent hiccup in these talks offers individual investors like us a huge window of opportunity...

16 Haziran 2014 Pazartesi

İSTANBUL NÜKLEER SANTRALLER ZİRVESİ




İSTANBUL NÜKLEER SANTRALLER ZİRVESİ, 30-31 Mayıs 2014

Türk akademisyenlerinin önderliğinde ilki gerçekleşen bu Uluslararası Zirve, Dünya'nın dört bir yanında gelmiş davetli konuşmacılar, nükleer santrallere yatırım yapmak isteyen uluslararası firmalar ve bu uluslararası firmalar ile çalışmak isteyen yerel firmaları, kamu ve yerel yönetim kuruluşlarının yetkilileri ile bir araya getirmiştir.


Hacettepe Üniversitesi organizatörlüğünde yapılan bu zirve nükleer enerji ile ilgili tüm kurumları bir araya getiren ilk zirve olup, 30 Mayıs 2014’te Prof. Dr. Şule Ergün açılış konuşmasında hiç beklemedikleri kadar ilgi gördüklerini belirtti.

Zirvenin ilk gününde 2. konuşmacı olarak Prof.Dr. Harold Dods; nükleer enerjinin güvenli, nispeten ucuz bir enerji olup nükleer insan kayıpların diğer enerji üretimlerine göre düşük olduğunu slaytlarla destekledi.

3. konuşmacı olarak Devlet Bakanı Yardımcısı Sn. Hasan Mercan ”bu zirveyi ilk olmasının onu mutlu etmediğini çok önce bu zirvelerin başlamış olmalıydı” dedi. Enerjide nükleerin payının %15 dünya ortalamasını gerçekleştireceklerini belirtti.

4.konuşmacı Akkuyu CEO’su Fuad Akkum, Mersin Akkuyu’da yapılacak santralin yap- sahip ol - işlet yöntemiyle Novovoronej Nükleer Güç Santralinde uygulanan AES-2006 projesini gerçekleştireceklerini belirtti. Yapılan santralin 3.nesil olup güvenlik ve üretim kapasitesi açısından güncellenmiş olup Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nca onaylandığını ve projenin 4 aşamada uygulanacağını belirtti. Bu aşamaların;
1.Hazırlık 2010-2015,
2.İnşaat 2010-2023,
3.İşletme2020-2083,
4.İşletmeden çıkarma 2083 olduğu belirtildi.
Proje maliyeti 20 Milyar USD olduğu ve santral her biri 1200MW’lık 4 üniteden oluştuğu ifade edildi. Bu değerler tek başına Türkiye’nin güç ihtiyacının %7sini karşılayacağı, %49 yabancı yatırımcıya açık olup ana ekipmanlar hariç diğer malzemeler Türk şirketlerince temin edilebileceği belirtildi.

Rosatom adına Fuad Akhundov uranyumun çıkarılması, hazırlanması ve yakıt olarak reaktörde kullanılması, bilhare çıkan atığın uzaklaştırılmasına kadar bütün kademeleri gerçekleştirdiklerini reaktörde sağladıkları teknolojik üstünlüklerini izah etti. Toryum ile ilgili bir planları olmadıklarını belirtti.
Green Peace’den Vladimir Chugrov; Rosatum yetkilisinin yolsuzluğa karıştığını nezarette olduğunu ve oluşan kazaların açıklanmadığını belirtti.

Japon Prof. Dr. Akira Omoto nükleer kazada 2 kişinin tahliyede öldüğünü belirterek bütün santrallerini rehabilite ettiklerini açıkladı. Kapalı santrallerden 2 santrali bu şekilde devreye aldıklarını ifade etti.

Fransız Dr. Gerard Cognat ülkelerindeki santrallerin güvenlik sorunlarına temas etti.

Bulgar Desislava Kirilova ülkeşindeki nükleer ömrü dolmuş 4 üniteyi kapatarak, 5-6 üniteleri işletmeye aldıklarını belirtti.

Bunun dışında gerek Türk, gerekse yabancı konuşmacılar Nükleer santral güvenliği ve bunların denetimi, yer seçimi, dizaynı,  santralin proje kontrolü, halkla ilişkiler süreci ve nükleer eğitimi üzerinde durdular. Türkiye’nin bu konulardaki hazırlığı sorgulandı.

Zirvenin 2. Günü olan 31 Mayıs 2014’te ilk konuşmacı olarak Prof.Peter Storey,Nükleer reaktörler için yetkin bina mevzuatı başlıklı sunumunda; “IAEA’nın Safety Reports Series No:79” kitabından yararlanılabileceğini, bina kullanımı ve yapımı hakkında eğitimin ve gelişmenin gerekliliğini, bilgi ağının içerisinde yer almanın zorunluluğunu ifade etti.

2.konuşmacı olarak Keith Parker, “Nükleer Güç Yetkisi konusunda U.K.’de ne yapılıyor” konulu sunumunda NIA ve UK Nuclear Industry hakkında bilgi verdi. Nükleer endüstrisi’nde kaynak zincirindeki anahtar parametrelerin nükleer güvenlik kültürünün geliştirilmesi ve uygulanmasından başlayarak güvenlikteki kalitenin önemini hatırlattı. U.K. Nuclear Industry’nin Dünya’daki Nükleer konusunda işbirliklerini ve herbir işbirlikçinin görevin tanımladı.Atık yönetiminin önemini vurguladı.
Prof.Dr.Üner ÇOLAK’ın Başkanlık ettiği “Nükleer Santrallerde Konum” başlıklı bölümde konuşmacı olarak Akkuyu Projesi’nde  görev alan Oleg TİTOV ve Valeriy LOBOVİCH Türkiye’deki Akkuyu Projesi’ni anlatarak, projeyle ilgili şimdiye dek yapılanları ve gelecekte yapılacakları anlattı.
TETAŞ’ın genel müdürü Münib KARAKILIÇ’ın konuşmasında TETAŞ’ın görev ve sorumluluklarını anlattı.
TSE’de elektrik elektronik mühendisi Gürsel ERATAK ise örnek güç santralleri konusunda, standart ve standardizasyon, standizasyon paydaşları hakkında bilgi verdi. Ayrıca ISO,IEC, ITU, CEN, CENELEC, ETSI ve IAEA ‘nin nükleer ile ilgili kısımlarının standardlarını anlattı.
Proje Gözetim Mühendislik şirketinden Arzu YAĞCI ise PGM’yi tanıttı.

T.C. Mevlana Kalkınma Ajansı’ndan (MEVKA) Mücahit Yasir KINALI MEVKA’nın görev, vizyon ve misyonundan bahsetti.

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Investing in the Future of Thorium-Special Report

Take a look at the word thorium.

What do you see?
Those familiar with Norse mythology or the Marvel comic books might notice the root of the word is Thor, the
name of the god of thunder. Thor is known for his strength and power, wielding a hammer and controlling the
lightning and thunder.

The name alone implies a superhuman power, a superior energy. And the element doesn't disappoint...
Thorium is a radioactive chemical element that can be found in soil and rocks. In its purest form, it appears as a
silver metal, but when heated in the air, it becomes like a white light, like lightning.
Thorium is currently used in things such as light bulbs and camera lenses. It can create a high-quality refractive
glass, and its high melting point can allow ceramics to resist high temperatures.
But light bulbs and ceramics aren’t what have the energy industry watching closely...
Heat resistance is.
You see, thorium’s ultra-high melting point can be useful in more than just ceramics. Heat resistance is
something scientists and energy specialists alike have been trying desperately to achieve with nuclear energy.
One of the biggest issues with nuclear plants is the meltdowns that can occur if the uranium is not cooled
properly. We saw that tragically exhibited in Japan in 2011, when an earthquake and tsunami caused a series of
meltdowns at the Fukushima Daiichi plant. The fact that the only other disaster of that caliber was the 1986
Chernobyl disaster has done little to ease the minds of world governments and energy companies. This simply
highlighted the tragedy that can come along with it.
Which is why thorium’s properties have become so coveted. If the material were virtually meltdown-proof, the
clean energy possibilities would be endless.
There is only one problem: Thorium is unable to sustain a nuclear reaction on its own.
Thorium in Nuclear Energy
Thorium’s inability to sustain a nuclear chain reaction causes a problem, but it’s not one without a solution.
The material can actually prove quite effective when combined with a fissile material — one that is able to sustain
 a nuclear reaction.
These materials include uranium-233 (which is actually an isotope of thorium), enriched uranium (U-235), and
plutonium (Pu-239).
The use of thorium in a nuclear reaction significantly lowers the waste produced; of the waste that does occur,
radioactively decaying elements are lowered as well. Combined with weapons-grade uranium, for instance, one
University of Oslo researcher found that thorium can aid in reducing radioactive waste by up to 95%.
And the safety of a thorium reactor compared to one using uranium is much higher. As mentioned before,
thorium’s high melting point makes a nuclear meltdown much less likely.
But thorium can’t be used in just any nuclear reactor. Only seven types are safe for thorium reactions, including
heavy water reactors, high-temperature gas-cooled reactors, boiling (light) water reactors, pressurized (light)
water reactors, fast neutron reactors, molten salt reactors, and accelerator driven reactors. Molten salt reactors
and accelerator driven reactors are still conceptual, though the other five have all been operational at some
point.
The liquid-fluoride thorium reactor (LFTR), a type of molten salt reactor, is being touted by many as the best
solution to thorium-powered nuclear energy. In these types of reactors, thorium and uranium fluorides are
combined into a salt mixture that’s heated to a molten substance, which is then used to fuel the reactor.
These reactors have the potential to become self-sustainable, as they will be able to produce U-233 (the thorium
isotope).
Flibe Energy, a company started by nuclear technologist and former NASA aerospace engineer Kirk Sorensen,
is conducting research on LFTR technology with a view to eventually incorporate these reactors not just into
electrical energy generation, but also into fields as vastly different as desalination, cancer treatment, and deep
space exploration.
Creating the Nuclear Reaction
Still, the fissile material that enables a thorium reaction is actually fairly difficult to supply...
For years, the U.S. has had a steady stream of U-235 coming in, but that ran out in 2013.
Following the fall of the Soviet Union in 1991 and the Lisbon Protocol in 1992, the U.S. and Russia arrived at the
U.S.-Russian Highly Enriched Uranium Agreement, or what came to be known as the “Megatons to Megawatts
Program.”
Under the terms of the 1993 agreement, Russia would dismantle Soviet nuclear warheads and convert 500
tonnes of highly-enriched uranium to low-enriched uranium, which would be sold to the U.S. for use in nuclear
reactors.
At the end of 2013, ten years after the start of the program, all 500 tonnes had been converted. As a result, the
U.S.’s steady supply of uranium came to a halt.
This affects not just thorium reactors, but currently operational nuclear reactors using uranium as well.
It’s bad news for the U.S. supply, though we can hope the U.S. has found an alternative supply by now. After all,
it’s had ten years to prepare.
If not, expect the price of uranium to jump.
But for thorium, it might not be as bad as it seems. After all, U-235 isn’t the only fissile material that could be
combined with thorium for a nuclear reaction...
U-233, an isotope of thorium, can react with thorium for a nuclear reaction. And this is the focus of the LFTRs, as
it could lead to self-sufficiency of these reactors with the recycled waste.
It’s not easy. Thermal breeding, as the process is called, requires the reactor to produce more fissile material
than it consumes, and it requires a highly specialized type of reactor.
Regular nuclear reactors are unable to breed to the point where it is unnecessary to add more of the fissile
material. But many LFTRs are being designed as breeding reactors. While regularly adding thorium to these
reactors would be necessary, adding U-233 would not. Enough fissile material would be created in the reactions
to sustain it on its own.
Investing
Investing in thorium can be tough, as it’s not yet used for nuclear power generation. Companies like Flibe
Energy, which is focused on thorium reactors, are still private.
But there are several companies working on thorium solutions that you can add to your portfolio...
Lightbridge Corp. (NASDAQ: LTBR)
Lightbridge is working on thorium-based seed & blanket fuel assembly for new and existing reactors. This
technology, which Lightbridge has developed to be compatible with light water reactors, uses “thorium-uranium
oxide pelletized fuel rods similar to that of conventional fuel rods presently used in commercial light water
reactors.”
The difference, the company explains, is that the thorium-uranium oxide will replace the more conventional
uranium oxide.
The company is one of the few publicly traded nuclear fuel technologies companies working with thorium
technology -- which is at its heart, not a proven profit-driver.  Investment in this company relies on a very long
view and a belief in the technology.
In the beginning of 2014, the company received a patent (#8,654,917) for its multi-lobed metallic fuel rod design
and fuel assemblies.  Intellectual property like this adds tangible value to companies dealing with future
technologies.
Uranium Mining Companies
Several uranium miners, like Cameco Corp. (NYSE: CCJ) and Unity Energy Corp. (TSX-V: UTY), are mining
uranium in areas that also have concentrations of thorium.
Though neither company has reported on significant mining of thorium, both are well-positioned to profit should
the demand for the metal skyrocket.
As thorium reactor testing continues in nations like Norway and India, and major investors like Bill Gates (whose
company TerraPower has also begun testing thorium reactors) get involved, attention to the metal will only
grow...
Research on these reactors will lead to implementation, and that will lead to profits for the well-positioned
investor.
Thorium is the nuclear fuel of the future. Keep a close eye on this one.


You can view the HTML version here: Investing in the Future of Thorium .



Energy and Capital , Copyright © Angel Publishing LLC . All rights reserved. 

28 Nisan 2014 Pazartesi

Toryum Hakkında Bilmedikleriniz (Mustafa Özcan, 28 Nisan 2014)


Toryum Hakkında Bilmedikleriniz

Toryum (İngilizce: thorium) periyodik sistemin minör metaller topluluğuna dâhil olan aktinoid grubu içinde radyoaktif özelliği haiz bir elementtir. Doğada genelde ender toprak elementleri diye anılan, miktar bakımından yer kabuğunda çok az ama oldukça yayılmış durumda olup yüksek manyetik özelliğe sahip bir grup metal minerali ile birlikte karışmış olarak bulunur. 

Yarı ömrü evrenin yaşından az biraz fazla olduğundan ılımlı radyoaktif etkinliğe sahip bir maddedir.

Bundan dolayı da çevreye olan olumsuz etkisi çok düşük olan “yeşil” nükleer yakıt diye adlandırılan bir malzemedir. Bu nedenle de nükleer reaktörlerde kolaylıkla ve güvenle kullanılmaktadır. Ayrıca nükleer silah yapımına uygun olmadığından barışçıl bir malzeme olduğu da söylenir.

Öte yandan toryumun II. Dünya Savaşı öncesi önemli kullanımı neredeyse tümüyle halen oldukça eskilerde kalmış olan lüks lambalarının parlayan fitil kaplamasının yapıldığı toryum oksit bileşiği şeklindeydi. 

Şimdi herhalde bu konunun neden gündeme gelmiş olduğunu merak etmişsinizdir. 

Toryum çok büyük bir olasılıkla 20. yy´ın uranyum kaynaklı “kırmızı” nükleer yakıtına karşılık 21. yy´ın “yeşil” nükleer yakıtı olacaktır. Türkiye de ülke olarak toryum madeni rezervleri bakımından halen dünyada dördüncü sırada bulunmaktadır. Nedeni bu!

Türkiye’nin toryum rezervleri ile ilgili bu bilgilerin Maden Tetkik ve Araştırma (MTA) tarafından 1960’ların sonundan beri yapıla gelmekte olan arama ve prospeksiyon çalışmaları ile ortaya konmuş sonuçlar olduğunu da bu arada yeri gelmişken belirtmekte yarar var. 

Başka önemli bir nokta ise, toryum yataklarının mülkiyet durumudur. Bilindiği gibi yataklar 12 Eylül öncesi Ecevit hükümeti tarafından kamulaştırılıp işletme imtiyazı devletin madencilik konusundaki iktisadi kuruluşu olan Etibank’a (şimdi Eti Maden İşletmeleri) bırakılmıştır. Bu bakımdan kamu mülkiyeti haiz bir yer altı kaynağımızdır. 

Bu konjonktürde toryum ile devletin bu Katolik nikâhının ne kadar daha süreceği bilinmez ama devletleştirilmiş olmasının önemli olumlu sonuçlar doğurduğu apaçık bellidir. Toryum madeni rezervlerimiz bu suretle Çin’nin 21. yy için “yeşil” nükleer enerjide tekel olma gayretinin sonucu olarak son yıllarda dünyanın çeşitli ülkelerindeki yatakları kapatmak sureti ile işletme imtiyazını elde etme faaliyetinin dışında kalabilmiştir. 

Öte yandan önemi yönüyle kamuoyunca yüksek bir bilinirliğe sahip bor madenleri ile karşılaştırıldığında Türkiye’nin gelecek dört yüz yılının toplam enerji ihtiyacını karşılayabilecek olması nedeni ile bordan kat ve kat daha değerli olduğu görülen toryum yataklarımız hakkında toplumumuzda aynı bilinçlilik düzeyinin oluşmamış olduğu dikkat çekici bir olgudur. 

Bu yazıyı ülkemizin gelecek yüzyıllardaki toplam enerji ihtiyacını karşılamaya aday olmasının yanında nükleer enerji yakıtları dünyasının en barışçıl ve yeşil temsilcisi olma sıfatını da bünyesinde barındıran toryumun adının mümkün mertebe çok daha fazla duyulmasını sağlamak amacıyla kaleme aldım. 

Nükleer reaktörler başta teknolojideki yenilik dönemleri olmak üzere reaksiyon tipi, moderatör malzemesi, soğutucu akışkan türü, yakıtın hali ve kullanım amacına göre toplam altı kategoride sınıflandırılmaktadır. Bu kapsamda teknolojik yenilik dönemlerinin kuşaklar bazında terimleştirilmesi geçen yüzyılın sonundan beri olağan bir değerlendirme şekli olarak kabul gördüğünden bu konuya toryum yakıtlı reaktör teknolojilerin geleceği bağlamında kısaca da olsa değinmenin yararlı olacağı kanısındayım.

Birinci Kuşak diyebileceğimiz reaktörlerin ilk dördünü (Chikago Pile 1, 2, 3 ve 4) ABD’nin Manhattan Projesi kapsamında nükleer silah yapımına yönelik olarak element transmutasyonu için kullanılmış olanları kapsar. Bunlardan sonradır ki, beşincisi (Chikago Pile-5) 200 kW kapasiteli ilk elektrik üretimi tesisi olarak EBR -1 deneme reaktörü adıyla 20 Aralık 1951 tarihinde ABD’nin patates tarımı merkezi Idaho Eyaleti’nin Arco Kenti yakınlarında nihayet işletmeye alınabilmiştir.

Daha sonraki dönemde nükleer reaktör teknolojisinin Sovyetler, İngiltere, Fransa gibi ülkelere de yayılması ile gelişen I. Kuşak teknoloji 1965 yılından itibaren yerini II. Kuşağa bırakırken 1996 yılından sonra da III. Kuşak teknolojili güç reaktörleri devreye girmeye başlamıştır. 

Bu arada adlandırmada ortaya çıkan bir yeniliği vurgulamakta yarar var: 2010 yılından itibaren III+ Kuşağı terimi ile teknolojinin yarım kuşaklık dönemsel değerlendirmesi de devreye sokuldu. Böylece hızlanan nükleer teknoloji geliştirme faaliyetinin otuz yıllık olan yenilik periyodunun yarımlık bölümü için de bir terminoloji geliştirilmiş oldu. Konuya bu açıdan bakıldığında IV. Kuşak reaktörlerin 2020’lerrin sonuna doğru boy göstereceği ön görülmektedir. Ancak bununla birlikte küresel ısınma ile başlayan nükleer enerjiye hızla yöneliş nedeni ile bu durumun çok daha önce gerçekleşmesi olanak dahilinde gözükmektedir.

Toryum yakıtı ile teknoloji kuşakları arasındaki ilişkiye gelince; başat olarak toryum yakıtı kullanan reaktörler şimdiye kadar araştırma-deneme amaçlı olarak çalışmış olduğundan ticari yönü olan kuşak terminolojisi sınıflandırılmasına sokulması doğru olmaz. Ancak IV. Kuşak reaktörlerde başat nükleer yakıt olarak toryumun da kullanılacağı artık kesin olarak bilindiğinden toryum bu kategori içinde kesin olarak değerlendirilecektir.

Bu kuşakta özellikle MSR (Molten Salt Reaktor) ve ADS (Accelarator-Driven System) denilen reaktör tiplerinde toryumun ana yakıt girdisi olarak devreye gireceği artık bir gelecek ütopyası değil geniş zamanın yakında ortaya çıkacak olan bir gerçeğidir.

Ticari nükleer santrallerin yüksek şiddetteki depremlere karşı dahi dayanması IV. Kuşak teknoloji tasarımının esas unsurlardan biri olarak benimsenmiştir. Ayrıca eski tip reaktörler ile karşılaştırıldığında yapısı göreceli olarak temelde çok daha basit olsun diye sistemin birincil devresindeki soğutma çevrimini sağlamakla görevli mekanik donanımın kaldırılmasını teminen önemli bir yenilik de tasarlanmıştır. Bunun için soğutma devresinde hem güvenliği artırsın hem de yatırım ve işletme maliyetini de düşürsün diye mekanik pompalı sistem çıkarılarak onun yerine pompasız doğal cazibeyle çalışan konveksiyon akımlarından yararlanılan sistem konulmaktadır. Ayrıca ünitenin basınçsız olması düşük maliyetin yanı sıra arıza ve tehlikeleri de ortadan kaldıran diğer başka önemli bir avantaj da sağlamış olmaktadır. 

Öte yandan ADS’lilerden ayrı bir toryum reaktörü tipi olan MSR, yani ergimiş tuz tipi reaktörleri üzerine Hindistan ve Çin’de son derece hummalı çalışmalar yürütülmektedir. Bu iki ülke toryum yakıtı kullanan güç santrallerini 5-10 yıl gibi bu konu için çok kısa denilebilecek bir süre içinde ticari boyuta geçirmek için ciddi bir yarış içindedir. ABD ve Rusya gibi diğer birkaç nükleer güç sahibi ülke de bu yarıştan geri kalmamak için acilen kolları sıvamaya çalışmaktadır.
Böylece toryum kaynağından nükleer fizyon yoluyla elektrik elde edilmesi, nükleer teknoloji kapsamında eskilerden beri bilinmekle birlikte, bugün için artık iklimsel ısınmayı engelleyici can simidi niteliğinde bir yenilik olarak çekirdek enerjisinin 21. yy başında başlamış olan Rönesans’ını oluşturacak küresel bir faaliyet şeklinde karşımızda durmaktadır.

IV. Kuşak Toryum yakıtlı teknoloji denilebilir ki, Three Mile Island, Çernobil veya Fukuşima gibi ergime yaparak kazalanmış ikinci kuşak santral tipleri ile karşılaştırıldığında nükleer kaynaktan enerji elde etmiş olmanın dışında herhangi bir benzerliği sahip değildir. Çünkü söz konusu teknolojik gelişme ile ekolojik ve ekonomik sürdürülebilirliğin yanı sıra güvenli yoldan enerji kazanılmasına olanak sağlanarak küresel ısınma tehdidine “baseload” kategorisinde elektrik üretimi ile karşı konulmaktadır.

Kısaca belirtmek gerekirse dünyada sayılı büyük rezervlerden birine sahip olduğumuz toryumdan elde edilecek yakıt ile çalışacak olan “baseload” elektrik üretim teknolojisi olağan üstü güçte harika bir yeniliktir. Bu yolla nükleer bomba yapılamamasının yanı sıra uranyum kökenli olanla kıyaslandığında “yeşil” çekirdekli toryumun olağan üstü düzeyde çevre dostu olduğunu da unutmamak gerekir. Çünkü toryumlu nükleer atıklarda reaksiyon döngüsü uranyum kökenli atıkların milyonlarca yılına karşılık sadece 300-400 yıl gibi çok kısa bir zaman içinde tümüyle tamamlanabildiğinden ortamda radyasyondan hiçbir iz kalmamaktadır. Yani söz konusu süre sonunda hiçbir nükleer karakterli atık artık olarak kalmaz, kaybolur. İlaveten de toryum enerji teknolojisi şimdilerde uranyum kökenli olarak birikmiş nükleer tesis radyoaktif atıklarını da yakarak onları zararsız hale getirme gücüne de sahiptir. 

Öte yandan girdi olarak çok az yakıt kullanılması da santralin küçük hacimli tasarımına el vermektedir. Toryumlu yüksek güç reaktörleri için gereken yıllık toryum yakıt girdisi miktarı ortalama olarak bir ton bile değildir. Elde edilen enerjinin maliyeti ise çok düşük olup literatürde sadece 1-2 $/GJul olarak verilmektedir. Bu değer, petrol ve doğal gaz bazlı kaynaklar için 4-5 $/ GJul, kömür içinse 3-4 $/GJul’dür.


Bu verilere göre belirtmek gerekirse, enerji maliyeti kömüre göre 4’e birdir. Başka bir kaynağın verilerine göre ise biraz daha yüksek olmakla birlikte gene de yarı yarıyadır. Bu durumda toryum enerjisi hem sera etkisiz, hem silahsızlanmaya uygun, hem tesis güvenlikli, hem çevreyi kirletmeyen, hem de en düşük maliyetli olma özelliği ile 21. Yüzyılda küresel ısınmayı engelleyecek olan “baseload” elektrik üretimi için temel teknoloji adayları arasında başı çekmektedir. 

Mustafa Özcan (28 Nisan 2014)